Ana Sayfa

 

 

Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık,
İntiharın ebruli ipliğiyle
Bir düğün gecesinde senin
Yakası işlemeli giysinden.
Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen
Örtüler satan bohçacı ölümden.
Boynuna taktığın eğri taneli
İki sıra inciden konuşacaktık,
Seni ürküten tren sesinden
Ayı gölgeleyen tekinsiz gecede
Karşımıza apansız çıkıveren
O ihtiyar dilenciden.

Gel ölümden söz etmeden önce
Bir şeyler içelim seninle.
Buğulu bir bardağın içinde,
Buzlu ve limonlu votkayla birlikte
Konuşalım ölümden,
Bir samanyolu olsun masamızın üstünde.
Hadi gel konuşalım,
Sulanmış bir taşlığın serinliğinde.
Akşam sefaları içinde,
Bir masa, birkaç sandalye
Ve ikimiz ölümden konuşalım,
Senin ağzında gül, benimkinde menekşe.

Yarına var mısın söyle?
Doğacak çocuğa, çığlığa, ishak kuşuna,
Rüzgarın savurduğu tohuma,
Kavağın pamuğuna var mısın,
Bir ağacın kavına,
Deri değiştirmesine yılanın,
Kozadan çıkan kelebeğe,
Hatmiye, atkestanesine?
Hadi gel öyleyse ölümden konuşalım.
Belki de tümüyle aykırıdır gerçeğe,
Ama ne olursa olsun biz yine
Ölümden konuşalım seninle

Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde.
Bir bardak çatlarsa durduğu yerde,
Bir aşk ansızın biterse,
Ayna kırılırsa yüzünle birlikte,
Zamanıdır konuşmanın ölümden.
Bir çiçek olağanüstü güzellikte
Açıvermişse bir sabah,
Bir topal aksamadan yürümüşse,
Hadi gel ölümden konuşalım;
Yüzünü al basmış hasetçiden
Ve onun elindeki kuru değnek bile
Filizlenir sevgimizden.
        
METİN ALTIOK

.



 

İLENÇ

 

O vardı…unutulan hayatta

Gün ve gece savrulmuşken yaşanılan rüzgarda

Hayat sorardı en acımasız sorusunu

Sorguya çekilmiş ben’dik korku tapınaklarında

Sustuk ve susmuştuk

İç ezgilerimiz çoğalırken düşlemde

Gece güne sormuştu..

“neden”

Habil ve Kabil kadar karşıt ve vazgeçilmezdi

Aralarında kandaşlık

Gün töreseldi

Gece kural dışı

Sokak kuraldışıya yatkın…

Ötekinin savruk dilindeydi

İlenci…

Gizil bir gülümsemeden gelirdi sokak…

Mağazalarda alışın ve verişin gizli pazarlığı

“neden” anlamazdı ben öteki benin yalnızlığını

yalnızlık, korkaktı..sevmezdi yanındakileri

sevmezdi geceyi gündüze ulamayı

“sevdaysa” meyhane şarkıları kadar trajik

komik ve dramatik yaşamlara demlenirdi gece…

korkuyu büyütürdü kadın en lirik ezgisiyle…

gece ıssızdı gün kalabalık..

kalabalık içinde ıssızdı her geçen soluk.

Ölüme yatkın, hayatla zorunlu bir alışkanlık…

O vardı gecenin kuytusuna…

Işıklara boğulmuş sokağa inat

Karanlıktı, karardı…

 

Erinç Büyükaşık


DÜNYA VE KIRGIZ EDEBİYATI'NIN USTASI..
Selvi Boylum Al Yazmalım, Elveda Gülsarı, Cemile'nin usta kalemi Cengiz Aytmatov'u yitirdik...Saygıyla anıyoruz...





Biten bir aşkı ne anlatabilir en güzel yerinde

Koklarken bir çiçeği araba egzozunun

Soluksuz bırakması mı romantik bir kentsoyluyu

Yoksa olgunlaşmaya başlarken bir meyvenin

Doluya tutulması mı? Yanıtsız kalıyor tüm sorular

Oysa hayat yanıtlar elbet sorularımızı dememiş miydim

Acemi yüreğimle? Nerde şiirler yeşerttiğim ahmak

İyimserliğimin bahçesi? Kararlılığım labirente ne çabuk

Dönüşüverdi birden? Umudun ve erincin  simgesi kuşlar

Birbir  bizi terk ederken. Yaşatmak ta nesi tükenmeye yüz tutmuş

Kötürüm bir sevgiyi. Özlemlerin telefon mesajlarına sığdırıldığı

Bir çağda kendine özgü duyarlılıklar diriltilebilir mi?

Teker teker dökülüyor inandığımız değerlerin sıvaları.

Burdan bir günışığı çıkartılabilir mi söyle? Sen bile inanmazken

Denizlerimin okyanuslarına karışabileceğine , akıntıyı kendi

Sularıma yöneltmek en iyisi.

 

                    Ve yitivermek kentin çıkmaz sokaklarında

                     Düşüvermek yalnızlığın gayya kuyusuna…….

 

                           Utkun BÜYÜKAŞIK
                           Ocak-2006/İZMİR

         
  
“Şiir sıradan bir dil değildir. "Şiir" düzyazıya çevrilemeyen dildir.”
         Ahmet Haşim         
 


                                                         
 



 

Düzyazı

Seni Özlüyorum lakin şimdi
O tanımadıklarımdan daha fazla değil
Onları senin yüzlerine sıralayarak
yarattım ben

Dünya içre dünyalardı
(Her kral, servetince bir adada hüküm sürerdi
ve kazazedeler de tutarlardı sahil illerini)

Şimdi seni özlüyorum lakin
Tıpkı o tanımadiklarım gibi
Onların telaşında hep senin yüzün
Hayal alemine attım seni boş yere
Omzumun üstünden bakıp hiçe saydım.

(Vesta rahibeleri uğurlarlar Pasifik'e
Tüter buğusu Ardınca müminlerin
Yastığını ıslatan bir mongol gibi
salya akıtır okyanus
Topak topak leşler ve kıllar tuzdan bir olukta
Poseidon'a söver bir fiil)
        Michel Deguy


Bir
şiir yalnız o şiire giren değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana
gelir.”
Salâh Birsel

       

    

 



                 IRMAĞIN UYKUSU

Sesi kendine tutsak bir ırmak
çağlıyor yürekte
ıssız ülkeler
yoksul kentler
inşa ediyor
tendeki ölüm
ben dingin bir dirime
uladım şarkımı
korku tapınaklarını var ediyor
yapıcılar
çığlık çığlığa
düş imgemde
"yapıcılar türkü söylüyor"
dayanışmanın türküsü
ya da yok oluşa inat ezgiler

içimdeki şehirdir
isyanda doludizgin
umut..ummak..unutmak
ıssız limanından uzaktır şimdi
gayri terk etmededir gemileri
fırtına yoldaş
içimdeki atlı
uyandırır beni
esrik türküsünde
çağırırır bedenimi

Ben ki çoğul dirimlere adadım ezgimi
yalnız, korkak aşklar ırmağından geçerken tinim

Ben ki kentsoylu bir trajediyi kutsadım
ölgün uykularımda
sıyrılmaktadır hayat "ben"in tapınağında
kalabalık şehrin
ses ırmağında çağlamaktadır sesim..

              Erinç Büyükaşık


"Ben kendi payıma bir iki iyice şiir yazdımsa, bunların tümünün içeriğini önceden iyice pişirdim. Sonra en uygun biçimlerini, ne çeşit uyakla (kafiye ile), ne çeşit ölçü ile yazılabileceğini, boyutunun aşağı yukarı ne olabileceğini, dilinin edasını, çeşnisini, peşinen kestirmeye çalıştım. Yani çok
zahmetli bir çalışmadan sonra işe koyuldum."
               Nazım Hikmet Ran

 

MENDİLİMDE KAN SESLERİ

Her yere yetişilir  
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama  
Çocuğum beni bağışla  
Ahmet Abi sen de bağışla  
Boynu bükük duruyorsam eğer  
İçimden öyle geldiği için değil  
Ama hiç değil  
Ah güzel Ahmet abim benim  
İnsan yaşadığı yere benzer  
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer  
Suyunda yüzen balığa  
Toprağını iten çiçeğe  
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine  
Konyanın beyaz  
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer  
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir  
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları  
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına  
Öylesine benzer ki  
Ve avlularına  
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)  
Ve sözlerine   
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)  
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer  
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne  
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına  
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına  
Minibüslerine, gecekondularına  
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
                 
                    Edip CANSEVER

ÜŞÜME

Üşüyorum dokunma yüreğime

Kış kıyamet ölüm kokusu sindi sokağıma

Yüreğim bir tipi, kara gömülmüş suçluluk

Geçmişini yitirmiş eski bir yolculukta

 
Üşüyorum dokunma bedenime

Tensel yakarışların ölüm çığlığı benimkisi

Issız kalan şehirlerin bir hikaye anlatıcısı

Kimi zaman Leyla kimi zaman Mecnun

Kalbimin gayya kuyusu

 
Üşüyorum dokunma gözlerime

Görmekten korkar oldu

İçimdeki titrek güvercin

Kanat çırpışında tipiye yenik düşüyor

Ölümcül uykusu

 
Üşüyorum arama gizlerini

suç ortağı öykülerimde

Ben kendinden bile uzak bir yaşama adres verdim

Geleceğin bahar düşlerini

Mecnun’ken uzak çöllerde yitirdim

Tenin tutsak yazgısını

 Üşüyorum tut ellerimi…

                                 Erinç BÜYÜKAŞIK




SENİ ANLATABİLMEK

 
Saçlarıma dolanan aydınlığımsın

Somutlaştıramadığım tek imgemsin

Şiirde anlattıkça eksilen tek anlam

Hala bıraktığım gibi misin

 
Eksileceğinden korktuğum için seni hissettiğim gibi anlatamadım kimselere. Seni hep yüreğimde sakladım.

 
Öyle ağırım ki kendime

Sen benden gittin gideli

Tenim küs olmuş tenime

Sen benden gittin gideli.

Seni öyle sevdim ki… seni öyle sevdim ki; yokluğun ölümüm oldu. Hayata dönebilmem için senden vazgeçmeliydim. Buna rağmen ben ne senden ne de yaşamaktan vazgeçtim.

Sen benim varlığımın tek nedeniydin. Beni ben yapan sendin. Senden vazgeçemedim. Senden vazgeçseydim kendimden vazgeçmiş olacaktım. İşte bu yüzden ne senden vazgeçtim ne de kendimden.

Bir daha benim olmayacağını biliyordum. Ama ben seni yüreğimde hissetmekten vazgeçmedim. Sen istiyorsun diye senden vazgeçemezdim. Eğer vazgeçseydim; sevgime ihanet etmiş olurdum. Sevgime ihanet etseydim, kendime ihanet etmiş olurdum ve bu da yaşadığım sürece yüreğimi acıtırdı.

Yüreğimin acımasını hiç istemedim. Seninkini de acıtmayı istemedim. Acıtan taraf hep sen oldun. Acıtmayı sevdin. Bu sefer, bu yaptığının bizden neler götüreceğini düşünmedin.

Bizi tükettin. İnsanlığımızı tükettin. Sevdamızı tükettin. Ama bunları sen sadece kendinde yaptın. Bende tükenen bir şey olmadı. Sen ‘ tükendi sevdam’ demeyi tercih ettin, bense buna hep karşı koydum. Her zaman ‘ terk etmedi sevdan beni’ demekten gurur duydum. Çünkü; sevgime ihanet etmedim.

 
‘gözlerin gözlerime değdiğinde

Felaketim olurdu ağlardım.’

Gözlerine bakmaktan korktum. Gözlerin doğruyu söylerken, dilin yalan söylüyordu. Gözlerine bakamadım gerçeklerden korktuğum için.

Şimdi ise sensizim. Artık ne gerçekleri görmekten korktuğum gözlerin var, ne de sen ömrüm dediğim. Ben şimdi sensizim, sense ellerlesin.

 ‘seni anlatabilsem seni

Yokluğun cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum

Kapama gözlerini’

                         
Aylin İMRE

   ŞEHİRDİR

gecenin ışıklarına sığındı  çocuk
soğuk kardeşti esen yele
ışıklara bürünmüş bir şehirdi ölüm
koca şehir
yedi tepe
karanlıkta yankısını bulur keder
ışıktır yoksulluğu gizleyen gece vakti
şehir ölüme kardeş türküsünü söyler
ayazında şubatın
kaybolmuştur “ben” uzak şehrin anılarında
hoyrattır dün, güzel anımsanır..
imgesini dinlendirir yedi tepenin ölüm kondularında
seslenir koca şehir
yedi tepe
tarihini unutmuş çoktan
hayat kondulara sığınmış bir umut
yankılanır
uysal, korkak
sığıntı zamanlarında sokağın
ses verir
im’lenir
koca şehir
yedi tepe
ulanır sesi
karadeniz’e…
bir vapur geçer Bogaziçi’nden
nazım’dır soluk soluğa
varna’ya doğru..
çocuk yoksul ve yoksun gecesinde
yetişir şubatın ayazına
yalnızlığında ulanır uykusuz
tophane’nin karanlık sokaklarında
şairler ses verir düşlerine
unutmuştur şehir düne dair öyküsünü
bugün unutkandır
unutmaya meyilli
savrukça tutunur akan zamana
evlerdir gizil düşmanları sevdanın
gizli sevdaların arsız anlatıcıları oluverir
an be an
im verir
imlenir
koca şehir…
uzaktır çocukluk
başka şehirlere gizlenir
çoğul yalnızlığında kondular
yoksulluğa ışık verir
şehirdir öyküsüne gizlenir
aslında her şehir utangaç bir çocuktur
gizlenir
seslenir
kirlenir…
 

 

                   Erinç Büyükaşık

 

                                                      




KATLEDİLMESİNİN BİRİNCİ YILINDA
HRANT DİNK'İ ANIYORUZ  

             UMUT
 
Acılardan sağılan dirençtir damla damla
kurumuş toprağa düşen ilk yağmur
gökyüzünü süsleyen ürkek güvercindir
öbek öbek bulutların ötesinde.
 
Karanlığı aydınlığa dönüştüren
simyadır ısıtır üşüyen yürekleri
yüz binlerin sessiz haykırışıdır
akıp giden kışların ortasında.
 
Kurumuş defnenin gövermesi ansızın
yine derin bir yitimi uğurlayan
bütün renklerin dimDink duruşudur
daracık günlerin sultasında.
 
         Yüreklerden dize dize kopan
         sımsıcak ezgidir bu,ağıt değil
         inanç dolu,inat dolu
         yaşamın sıfır noktasında
                                           

      Selman BÜYÜKAŞIK

                      


                             

 

                                   AĞIT
                                         Billur'a
                  Bir felaketi bölüştük seninle
                  Beklenmeyen ölüm sana düştü-korkunç!
                          O tüketen yalnızlık bana      
                          Artık sen yoksun sevgilim ,yani hiç
                  'Ve hiçbir şey hiçten daha gerçek değildir' *
                   Şimdi bütün akşamlarda hüznüm var
 
                               
                 Bir felaketi bölüştük seninle
                 Ansızın,bir şimşek yalımı
                 Ölüm sana düştü -ne acı !                
                 Süreğen bir suçluluk bana
                        Ellerin vardı arkadaşım
                       Dudakların beni çoğaltan
                İşte uzandığın divan,şimdi soğuk
                İşte renk verdiğin andaç örtüler
                Ben nasıl nasıl dururum burada
                Kokunun sindiği her eşya seni sorar
 
 
                 Bir felaketi bölüştük seninle
                 Hiç düşünmediğimiz
                 Ölüm sana düştü-haksızlık !
                 Bana  soğuk bir bozkır gecesi
                Ah,yaşam renkli bir alışkanlıktı yanında
                 Oysa şimdi kapıyı her çalışımda
                 O lime lime eden düş kırıklığı
                 Ölümün en erken ölümdür
                 Sevgilim,acıların sultasında
                 Şimdi tek sığınağım:anılar!..
  
 
                                    *M.Cevdet Anday
                                     Selman BÜYÜKAŞIK





TÜRKİYE: ÜZGÜN YURDUM GÜZEL YURDUM



Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Boynu bükük ay çiçegi
Siirin ve askin gelecegi

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Dag rüzgari, portakal bali
Alçak gönüllü, hünerli, sevdali

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yazgisi kara yazilmis gelin
Kurumus sütü memelerinin

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Harli bir ates gibi derinde yanan
Haramilerin elinde bulunan

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Güngörmüs, bilge topragim
Yunus, Pir Sultan ve Nazim

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Bozlat, agit, halay ve zeybek
Dumani üstünde ekmek

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yüzü kiris kiris anam
Aglayan narim, gülen ayvam

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Asmalarin üstünde gün isigi
En güzel gelecegin yakisigi

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Zinciri altinda kimildayan
Bitecek sanildigi yerde baslayan

ATAOL BEHRAMOGLU

 

İlimsiz
şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir.”
Fuzûli


arkadaş z. özger'in dizelerine 
siz de bir kulak verin..
SEVDADIR


Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın

solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yer yüzü ne kadar geniş
ne kadar dar

Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni

Giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağişla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum

Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
Seni ben her yerinden öperim
beni unutma

kadere inansaydım
sana inanırdım
Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana
Caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
Bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu...
Oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde
Ben dışarda...
Oyyy mahpusluk mahpusluk...


(Şubat 1973 - Yansıma sa. 18




bazı gecelerin sabahı yoktur
yalnızca karanlık olarak kalırlar

bazı ayrılıkların dönüşü olmaz
giden gider
borçlarıyla yaşar kalanlar

geleceği yoktur bazı kalplerin
aşk uğramaz onlara bir daha
tek bir hatırayla yaşlanırlar

bazı pişmanlıklar uzun sürer
zamana yayılırlar

kendinden kaçanlara
saklanacak yer kalmaz dünyada
gün gelir kendileriyle tanışırlar
asıl yalnızlık o zaman başlar
hayata geç kalmıştır kendine geç kalan
şairin dediği gibi
bir daha yaşamak zorunda kalır
geçmişi anlamayan

bazı geceler
bazı insanlar
bazı yerlerde
sahiden karşılaşırlar
bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar
bu yüzden unutulmazlar
bazı hayatlar hayal tutmazlar
bu yüzden
bazı bazı bazı
çabuk yaşayıp
ansızın kaybolmalar
bazı bazı bazı
murathan mungan


ÇOĞALMA

Çoğaltıyorum kendimi

Esrik kahkahalar
Martıların çığlığında

Ve tanrı kendini bir kadının bedenine sunuyor.

Gecenin kıyısında sürüyorum yılların ak saçlı izlerini
Bir başlangıç
Bir bitiş

Soğuk buzlu camlarda kalır
Ellerim:
Köşe başlarında bekleyen
Titrek lambalar

Yolların ardında bıraktığım
Gözlerim
İsa bedeninde
Çarmıhta
Bir soba deliğinden fışkırıyorum

Siliniyor
Küçülüyor
Küçülüyor
Toz oluyor gölgeler
ulaş yıldırım

 

 



DON KİŞOT

Ölümsüz gençliğin şövalyesi, 
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir Temmuz sabahı fethine çıktı 
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya, 
altında mahzun, fakat kahraman Rosinant'ı.
Bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.

Haklısın, elbette senin Dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...

NAZIM HİKMET
(1947)

 

 

Ölü Şehirlere Dair

Kondularda yaşandı geçmişlerimiz
Her anı yeni bir kesite gebe
Sessiz, ölüme yakışır çığlıklar,
Bilirim ki dingin geçer ölüler
Yaşamın varoşlarından
Bir çocuk oyunu
Gizlenir yoksul düşlerimize
Kaçışır sokağın darlığı
evrenin geniş soluklanımlarından
kentin yazgısında
yazılır:
kentin orta yeri
ölü evi
umarsız bekleriz
insanlık muştusunu
ve sessizce ağlar
köşelerine sinmiş yoksul şehirler
günbegün yıkık kondularda
şimdi bir ölü yaşar
omuzların üzerinde

( 6-12-1999 )

Erinç Büyükaşık 



Yolculuk

 

kentlere yolculuk yapan
göçebelerden kalır
bu yara.
belli ki umarsız bir
seviye gizlenmiş
ağlamakta ıssız çocuk
sokağın yıpranmış tarihine
inat
savruluyor geçen sonbaharda
kent koca bir ölümü
besliyor
ölüm ki yürekli bir söylence
bu güne inat
yaşam yoldaşı
sevdaya dair
bir masal kalıyor geriye!

Erinç BÜYÜKAŞIK
Nisan 2001- İstanbul

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE -2
 
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime


Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
 
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
 
Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


 
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
 
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır


Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
 
SEZAİ KARAKOÇ

 

kanlı karasal iklim

bir turna sürüsüydüler
kondular madımak'ın üstüne
o turnalar ki yurdun
her ikliminde yangın
her ikliminde mazlum ve madun.
gelmişlerdi bu iklime
sevgiyi, hoşgörüyü paylaşmak için

o turnalar ki yurdun her iklimine alışıktırlar
ancak kanlı karasal iklimde en zayıf yönlerinden vurdular.
çalışmıştı derslerine iklimler turnaların siluetini çalacaklar
onları zümrüt-ü anka olmak zorunda bıraktılar.

o turnalar ki toplum adına öncüldürler
ve gelecek yeni turnalar onları küllerinden yarattılar.


D. TURGUT
temmuz'03, Istanbul

 

 

 

 

kültür güncesi
 
Reklam
 
gündelik yaşamın kent güncesi
 
Hayat bir sahnedir
Sanat hayatın başka bir yorumudur.İnsanın insanı insanca kavradığı bir dünya sunar önümüze..
 
yeni dönemde daha zengin bir içerikle sitemiz güncellenecektir. Sitemizde sizlerin de yazılarının yer alması için yenibirsehir@hotmail.com adresine yazılarınızı bekliyoruz.
 
 
Bugün 4 ziyaretçi (4 klik) burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=