Öykünün Yüzyılı/Feridun Andaç

Öykünün Yüzyılı /Feridun ANDAÇ



20. yüzyıl zaman ve hız kavramlarının dönüştürdüklerine tanıklıklar yüzyılıydı. Edebiyatın kuşattığı alan da bu sürecin bir parçasıdır. Dönüşenlere, değişimle gelenlere tanıklık. Hem içinden, hem de dışından... 



1900, öykücülüğümüzün başlangıç noktası değil; bir geçiş, bir belirleme, hatta bir çağ yansımasını getiren bir dönemeç değil. Gelinen yeni yüzyılın başı, yani 2000 için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bu 100 yıllık süreçte bir kalıtın oluştuğu görünen bir gerçektir. Yeni yüzyılın böylesi bir anlamı var. Öykü adına alınan yol önemlidir.

Peki, nedir öyleyse, yeni bir yüzyıla girerken; yani 20. yüzyılın ilk günlerinde öykücülüğümüzün durumu/görünümü? Sözünü ettiğimiz kalıtın başlama noktası, ivmesi nerededir? 



Öncesine bakıyoruz: 1879'li yıllarda Ahmet Mithat'ın Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayat (1870/71), Emin Nihat'ın Müsameretname'sini (1872/75) görmekteyiz. Geleneksel "hikaye" anlayışıyla yazılmış ilk örnekler.

Edebiyatın bu zaman diliminde geçirdiği evrelerin (Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati) öyküyü yeni yüzyıla hazırladığını pek söyleyemeyiz. İlk girişimler, ilk örnekler gelir: Nabizade Nazım uzun öyküsü Karabibik'te (1890/91) bir 'ilk'i gerçekleştirir; Anadolu'yu, kırsal kesim insanının yaşamından kesitleri yansıtır. Samipaşazade Sezai, Küçük Şeyler'le (1892), Batı etkisinde yazılmış ilk öykü örneklerini verir, ardılı dönemde de etkili olur. Halit Ziya Uşaklıgil ise, öykü türünün 20. yüzyıla taşıyan ikinci addır. Bir İzdivacın Tarih-i Muasakası (1888), Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1890), Bu muydu? (1894), Hayhat (1894), Nakıl (4 ciltlik telif ve çeviri öyküler), Küçük Fıkralar (1898) kitaplarıyla yüzyılın önünde durur. Yüzyıla ilk adımda, gene bu iki adın kitaplarını görürüz: Rümuz-ül Edep (Samipaşazade Sezai), Bir Yazın Tarihi (Halit Ziya, 1900). 



Halit Ziya'nın, roman ve öykü türünde kalıcı yapıtlar kazandırma çabasını pekiştiren bir başka yanı da araştırmacılığıdır. Kasım 1887- Mart 1888 tarihleri arasında "Hizmet" gazetesinde yayımladığı bir dizi eleştiri yazısını, 1891-92'de Hikaye (1) adıyla kitaplaştırır. Öykünün ve romanın, yeni yüzyıla girerken, Türkçede yazılmış tek karşılaştırmalı eleştirel kitabıdır. Bunun, Halit Ziya'nın edebiyattaki açılımlarını, ufkunun genişliğini gösteren bir yanı vardır.

Beşir Fuat'ın, bir düşünce adamı olarak, dönem aydınlarının, yazarlarının bu konularda düşünmelerine ve yapılan tartışmalara zemin hazırladığını söyleyebiliriz.

Halit Ziya, bu kitabıyla, öykü ve roman yazarlarına bir pencere açar. Kaygılarını ise şöyle dile getirir: "Şimdi, üzülmemek nasıl mümkün olur ki, diğer milletlerde bu kadar önemli sayılan, bu kadar seçkin bir yer tutan, insanlara, insanları tanıtma görevini üzerine alan hikayeler bizde masallar ile bir tutuluyor. Evet, nasıl üzülünmez ki Batılıların son derece yücelttikleri bu edebi tür bizde henüz çocuk çağında.

Gayretli bir çevirmen çıkıp da bize büyük hikaye yazarlarının veya daha doğrusu insanoğlunun hislerinin araştırıcılarının eserlerini çevirmiyor. Bir yetenekli yazar yetişip de Osmanlılarda, diğer medeni milletlerin bundan bir yüzyıl önce beğenilen hikaye tarzını değiştirmeye çalışmıyor."(2)

"Hikaye" üzerine düşüncelerini dile getiren Halit Ziya, "hikaye"nin tarihsel oluşumuna değinerek, romantiklerle realistlerin bir karşılaştırmasını yapar. Buradaki amacı da şudur: "...vatanımızda hikayecilikle ün yapanlarla hikaye çevirmenlerinin yanlışlarını çıkarmak veya hizmetlerini küçük görmek değildir, aksine vatanımızda Muhayyelat-ı Aziz Efendi tarzında hikayelerden başka bir şey tanılmadığı bir sırada ilk defa olarak ulusal ve özgün hikaye yazan saadetli Ahmet Mithat Efendi Hazretleriyle sözü edilenin izinden gidenlere hissemize düşün teşekkürü sunmak isteriz. Fakat şunu da eklemek isteriz ki bu gün en olgun derecesini bulacağı realizm yoluna giren hikaye şimdi bizde görülenlerin derecesinde kalmamıştır."(3)

Görüleceği üzre,Halit Ziya, romanda olduğu gibi, öyküde de 20. yüzyıla geçişte ilk etkileyici addır. Öykü üzerine düşünceleri kadar, öykülerinde yansıttığı insan gerçekliklerini anlatma biçemiyle de ilgi çekicidir.

Edebiyatımızda Öykü Yüzyılı

Edebiyatımızda öykünün yüzyılı, zaman ve hız kavramlarının,- bir değişim öğesi olarak-, dönüştürdüğü durumları yansıtan boyutlara sahip. Bu süreç, öykünün, edebiyatın asal türlerinden olduğunu örnekleyen birikimi var etmiştir. "Çağdaşlık", "modernlik" gibi kavramlarla öykünün tanımlanmasından, kuşakların/yazarların eğilim/yönelimlerinin belirlenmesinden söz edebiliyoruz bu yüzyılda.

Özellikle uluslaşma düşüncesi; ulusal edebiyat, ulusal dil kavramlarını getirir. "Yeni Edebiyat" anlayışı, bir bakıma da "yerli edebiyat"ın önünü açar. Öyküde Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, F. Celalettin, Refik Halit Karay "yerli edebiyat/yerli öykü"nün öncüleridirler. Nasıl ki; önceki yüzyılda Ahmet Mithat Efendi, Emin Nihat, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil 'kuruluş dönemi'nin öncüleriydi iseler, öyküye yeni açılımlar getiriyordular; bu yüzyılın başlangıcında da belirleyici adların bunlar olduğunu söyleyebiliriz. "Yerli hikaye"nin öykünün yüzyılındaki "ilk"leridir. Bir bakıma da, çağdaşlaşma yolundaki ilk adımlar bu süreçte (1911-1930) gelir. Toplumun yeniden kuruluş dönemine tanıklık, öyküyü daha işlevsel kılmıştır. Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Osman Cemal Kaygılı, Selahattin Enis, Kenan Hulusi Koray, Sadri Ertem, Bekir Sıtkı Kunt öyküde böylesi bir amacı güderler..Geçiş sürecine tanıklık..

Toplumun tanıma, anlama, tanımlama bu süreç sonrası öykücüleriyle gerçekleşir diyebiliriz. Öykünün topluma, insana dönük yüzünün giderek etkin olduğu; öykü estetiğinin sürekli gözetildiği bir dönemdir 1930-1950'lı yıllar. Öykü, türsel olarak da, gerçek kimliğine kavuşur. Kuşkusuz, bunda, çeviriler döneminin, aydınlanma düşüncesinin etkinliğinin qayı var. Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali türün yüzyıldaki önemli iki adı olarak öne çıkarlar. "Yerli hikaye"nin yeni yüzyılda tanımını yapabileceğimiz örnekleri verirler. Öyle ki; bu yüzyıla taşan kalıtın başlıbaşına iki adı, öykü coğrafyamızdaki iki farklı yönelimin ustası. Onların yanıbaşında ise Oktay Akbal, Orhan Kemal, Haldun Taner, Aziz Nesin'i görmekteyiz. Kısa öykünün tür olarak yaygınlığı, etkinliği; işledikleri konu ve temalarla bu türü zenginleştirici kılmaları gözardı edilemez elbette.

Bu yüzyılda dönemlerden/akımlardan söz etmiştik. "1950 Kuşağı" öykücülüğünün yüzyıla damgasını vurduğunu söylemek hiç de abartı sayılmamalı. Öykü, tür olarak, eğer yeni yüzyıla taşınacak ise bu kuşakla olacaktır o da. Bilge Karasu öyküsü 21. yüzyılda anlaşılacaktır. Vüs'at O. Bener de bu yüzyıla uyarılar getirdi ironisi, karamizahıyla..Öyküye yeni bir biçem verdiler. Tahsin Yücel, Nezihe Meriç, Orhan Duru, Adnan Özyalçıner, Demir Özlü, Onat Kutlar, Erdal Öz, Ferit Edgü, Demirtaş Ceyhun, Feyyaz Kayacan, Leyla Erbil bir kıyıda; Necati Cumalı, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Muzaffer Buyrukçu, Tarık Dursun K., Erhan Bener, Zeyyat Selimoğlu... öte kıyıda imlediğimiz zenginliği bu yüzyılda var ettiler.

Öykünün Altın Çağı

Öykünün yüzyılı 'altın çağ'ını 1960-1970'li yıllarda yaşadı. Toplumsal yapıdaki değişme, zaman ve hızın buradaki belirleyici dinamikleri öykünün önünü açmıştır. Çevirilerin, dünyaya açılmanın, dünyayı tanıma ve yorumlamanın öykücülüğümüzün zenginleştirici/geliştirici boyutları olmuştur. Füruzan, Bekir Yıldız, Sevgi Soysal, Necati Tosuner, Tomris Uyar,Selim İleri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Adalet Ağaoğlu, Selçuk Baran, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin, Necati Güngör, Ayşe Kilimci, Nazlı Eray, İnci Aral.. "yeni hikaye"nin yeni yüzleri olmuşlardır. Öykünün coğrafyası genişler, zenginleşir.

Ülkenin yaşadığı değişim/dönüşüm dönemi, yani 1950'lerde başgösteren kapitalistleşme süreci, asıl ivmesini 1960'larda bulur. Gene aynı süreçte, iktidardaki sivil-asker çatışması, toplumun inşası sürecinde başlayan aydınlanmacı girişimlerin kesintiye uğratılması toplumu bunalıma, ikilemlere sürükler. Çatışmanın odağında yaşanılanlar edebiyatın, dolayısıyla öykünün gelişme dinamiğini etkiler. 1961 Anayasası ile gelinen yer; özgürlükler ortamını var edebilme girişimleridir.. Demokratik bir toplumu oluşturabilmenin ilk yolu ifade özgürlüğünün sağlanabilmesidir. Yüzyılın son kırk yılında üç askeri darbeye tanıklık eden ülkenin tarihsel toplumsal konumu yeni yüzyıla taşınacak olan öykücülüğümüzün hem ilgi/konu alanı olmuş, hem de belirleyeni..Son yirmi yılın birikimini niteliksel olarak değerlendirebilmenin erken olduğunu düşünüyorum. Önceki kuşakların etkinliği sürdüğü sürece, bu dönem öykücülerin; en azından şu adların Ayla Kutlu, Nursel Duruel, Erendiz Atasü, Feyza Hepçilingirler, Sulhi Dölek, Feride Çiçekoğlu, Mahir Öztaş, Cemil Kavukçu, Ahmet Yurdakul, Ülkü Ayvaz, Ahmet Önel, Buket Uzuner, Mario Levi, Jale Sancak, Ayfer Tunç, Ali Balkız, Mehmet Güreli, Murathan Mungan'ın öykünün , yeni kuşaklar adına, yeni yüzyıla taşıyıcısı olabileceklerini düşünüyorum.

Öykünün yüzyılı, öykücülüğümüzün gelişiminde önemlice dönemeçleri var etmiştir. Bunları adlar ve 'kuşak'lar bağlamında imlemeye çalıştık. 21. yüzyılın öykünün yüzyılı olacağını söylemek için 'kahin' olamk gerekmiyor, kanımca. Başta da imlediğim gibi; zaman ve hız kavramlarını karşılayacak tek tür, öyküdür de ondan!

1999'da Öykü

Öykünün yüzyıldaki bu görünümünün son ürünlerine göz atacak olursak, imlediğimiz süreçte öne çıkabilecek adların yazma çabalarının zenginleştiğini gözleriz.

1950 Kuşağı bu kulvarda ilk sıradaydı gene. Bilge Karasu'nun ardında bıraktıkları iki kitap olarak okura sunuldu: Lağımlaranası ya da Beyoğlu, Öteki Metinler. Füsun Akatlı'nın yayıma hazırladığı her iki kitap, Karasu anlatısının gizlerini veriyor bize. Buna coğrafyasının, iklimin renkleri demek belki daha doğru. İlk kitapta yer alan anlatı/öyküler onun yerlilik/kimlik, ait olunan yazı coğrafyasına açık göndermeleri olan metinlerdir. Onun "çekirdeğe ulaşma çabası"nın birer yansıması her biri. Beliren bir başka boyut ise, Bilge Karasu'nun düşünce boyutunun yansılarını bulabilmemizdir. Öteki Metinler'de bu yan daha da ön plandadır. Şunu söyleyebilirim: Karasu anlatısı için 'anahtar metin'lerdir ardında bıraktıkları. Onu daha iyi anlamak, daha iyi yorumlayabilmek için, yer yer açık, yer yer de kapalı metinler öykü tadıyla okunuyor.

Komşular, Tahsin Yücel'in öykücülüğünde, Aykırı Öyküler'den sonra geldiği çizginin süreğinde ürünleri içeriyor. Beş öykünün yer aldığı kitap, Tahsin Yücel öyküsünün tipik özelliklerini sunuyor bize. Toplumdaki çözülme, yozlaşma, değişim ve yabancılaşmanın bireylerin dünyalarına yansıları..Bunların da ironik biçimde anlatımı..Öyküsünün ana damarını hiçbir zaman bırakmadan, kente dönüş, bakış..Buradan uçlananlarla toplumun profilini çizer adeta. Kitaba adını veren öyküdeki "Albay Atmaca" tiplemesi bunun güzel bir örneğidir. Yücel, öyküsünün yeni yüzyıla taşınacak izleklerini ustalıkla işliyor.

Ferit Edgü, İşte Deniz, Maria; Muzaffer Buyrukçu, Dumanı Tüten Çay Gibi ile öyküdeki soluklu çabalarını sürdürdüklerini imliyordular..

Peride Celal, Melahat Hanım'ın Düzenli Yaşamı'yla toplumumuzun son yıllardaki değişim uğraklarına bireylerin dünyalarından yola çıkarak bakmaya çalışıyor. Değişenle çözülenen, yozlaşmayla gelenlerin tarümar ettiği hayatlar..Bunları ustalıkla resmediyor, Peride Celal. Bir sızı, bir içleniş bırakıyor..

Attila İlhan, bu kez, bir öykü kitabıyla okurun karşısında: Yengecin Kıskacı. Dört uzun öyküsünde okuru farklı boyuta taşımayı amaçlıyor. Yazarın deyimiyle; "üçüncü boyut"..Yani; öykülemeden uzaklaşarak, "görselliğin ağır bastığı bir tipleme, olaylama ve kurgulama tekneği"ni yeğlemek.. İlhan, anlatısının görsel zenginliğiyle öyküye yeni bir bakış açısı getirebiliyor..Gene de romancılığının açtığı tuzaklara düşmekten kendini alamıyor yazar.

Muzaffer İzgü, Herkese Bir Yastık'la bildik gülmece çizgisini sürdürüyor. Bu kez değişen işlediği konular, ele aldığı sorunlar..Gülmecenin çağına tanıklık işlevini sergileyen öyküler yazıyor, İzgü. Açık, anlaşılır, kolay okunabilen öyküler her biri..

Hüzün ve Tesadüf, Mustafa Kutlu'nun sır yüklü yeni öykülerini getiriyor. Hayata, insanın yaşadığı burukluklara bir simyacı gibi yaklaşıyor..Ayrıntıların var ettiği bütünlüğün arka planlarındaki çözülmüşlüklere, dostluklara, sevgi kıpırtılarına, değişimlerle gelen hüzün ve sevgilerin yüzümüzün aylasında ışıyan anlamlarına yolculuğa çıkarıyor..Usta işi öyküler yazıyor, Kutlu. Olabildiğince yerli, olabildiğince insancıl bir bakışla taçlandırıyor anlatısını. Kısa öykünün yoğunluğunu dilde yalınlaştırıyor, damıtılmış sözcüklerle sırlı bir dünya sunuyor bizlere..

Füruzan, Sevda Dolu Bir Yaz ile öyküsünün yeni kapılarını açıyordu. 1950'lil yılların İstanbul'una götürüyordu..Yaşama kültüründeki zenginliklerin pastoral renklerini sunuyordu. Ait olunan yerin anlamı, yaşamı sarmalayan değerlerin var ettiği insan ilişkilerinin güzelliği buruk, içli bir biçimde kitabın üç öyküsündü yer ediyordu. Bugünde yaşayan geçmişin kapıları açıyordu okura. 'Bu hayatlar şunları, şuralarda yaşadı' dercesine bir duygu atmosferi kuruyor..Değişenin ne olduğunu, neden olduklarını gösteriyor, Füruzan..Öyküsünün sıcaklığı, içten anlatımı her dem yanıbaşınızda..

Burhan Günel, Çiçekler Korunağı'nda toplumdaki çalkantıların insan ilişkilerine yansıları duyarlı biçimde işliyordu.

1980 sonrası öykücülerin atak, verimli yılıydı 1999. Şu adların yapıtları öne çıkıyordu: Murathan Mungan, Üç Aynalı Kırk Oda; Cemil Kavukçu, Dört Duvar Beş Pencere; Jale Sancak, Hayatın Bu Yakası; Ali Balkız, Dil Bağı; Hakan Şenocak, Naj; Faruk Ulay, Amber; Ahmet Ümit, Agatha'nın Anahtarı; Özgen Ergin, Galatalı Angelos; Sevgi Özel, Bir Bulut Ayağıma Dolandı; Tarık Günersel, Bedenlere İnanır mısınız?; Kirkor Ceyhan, Atını Nalladı Felek Düştü Peşimize; Fatma Murat, Korkuyor Aşk; Hüsnü A. Göksel, Gümüş Kemerli Kız; İsmet Emre, Şubat Vişneleri; Faruk Duman, Av Dönüşleri.

Yılı ilk öykü kitaplarıyla karşılayan yazarlar ise şunlardı: Karin Karakaşlı, Başka Dillerin Şarkısı; Ahmet Cemal, Dokunmak; Piraye Şengel, Masumiyeti Özlemiştim; Asuman Ercan, Dolunay Yansımaları; Reha Mağden, Yazgıların Tableti; Murat Gülsoy, Oysa Herkes kendisiyle Meşgul; Semra Aktunç, Başkalarının Fotoğrafı; İnci Gürbüzatik, İki Çırpı Kiraz Kız; Ayda Erbal, Son kullanma Tarihi Geçmiş Aşklar.

Üç Aynalı Kırk Oda, Murathan Mungan'ın altıncı öykü kitabı. Üç uzun öykünün yer aldığı kitabıyla, öyküde geldiği çizginin çok gerisine düştüğünü söylemeliyim. Öyküde denenmişi deneme, yeni bir bakış açısıyla masallara/hikayelere yönelme...Kurulan dünyanın fantezileri bile Mungan'ın öyküsünü anlamlı kılamıyor.. Çok yapay, göndermeleri inandırıcı olmayan düz metinler..Örtüşenlerin arka planlarında imlenilenler ise inandırıcı gelmiyor artık. Ayrıntılar içinde kaybolan bir öykücü kimliği öne çıkıyor. Kurmacanın gerçekliğini tavsalamasa da, öykünün çok uzağında 'şeyler' yazıyor, bence, Mungan.

Cemil Kavukçu, giderek öykücülüğünü özgünleştiriyor. İleride belirgin bir çizgi oluşturabilecek, 'Cemil Kavukçu öyküsü' diyebileceğimiz üslubu ve izlekleri bu kitabında iyice oluşturduğunu söylemeliyim. Sesi, tınısı, rengi, kokusu pek yabancı olmayan; ama yepyeni öyküler yazıyor. Ait olduğu dil coğrafyasının kapılarını sonuna değin açıyor. Yerlilik, aitlik duygusunu pekiştirecek ayrıntılarla ustaca öyküler kuruyor. Yerin anlamı, kişilerin gerçeklikleri öylesine renkli, öylesine canlı ki; Kavukçu, bir dalı incitmeyecek sözcüklerin tınısıyla bunları kurguluyor.. Giderek daha da yalınlaştığını söyleyebilirim. Söze anlamlar yüklüyor, evet. Ama, öyküsünün, anlattıklarının, izleklerinin uzağına düşmeden yapıyor bunu da. Ufkunu genişleten bir düşünce boyutu yakalıyor öyküde. Bu da, imlediğim gibi; Kavukçu'nun kendi öyküsünün yapı taşlarını yerleştirmeye ilk adımının işaretidir artık. Sevgiyle, ilgiyle okutuyor öykülerini Kavukçu.

Hayatın Bu Yakası, Jale Sancak'ın beşinci öykü kitabı. Sancak, bu kez de hayatın kanayan yanlarına uzanıyor. İncinen, buruk yaşayan, savrulan insanların öyküsünü kuruyor..Geçip gidenin ardında bıraktıkları; insan ilişkilerindeki açmaz, yalnızlık, yabancılık...Savrulmaların, tükenişlerin öyküsü..Bir bakıma, Sancak, hayatta bunların karşılıklarını arıyor..Bu arayışlar da o çözülmeleri yazmaya yöneltiyor onu..Öyküsünün daha da gelişebileceğini imleyen örnekleri sunuyor okura.."Hayat Şefika, ah!" , onun bu açılımını gösteren en güzel öykülerindendir.

Ali Balkız, yedinci öykü kitabı Dil Bağı'nda öykü çabasının sınırlarını genişletiyor..Topluma, insan ilişkilerine tanıklığı önceliyor elbette. Ama ayrıntıların yaşamı besleyen yanlarını yalın biçimde anlatıyor..Üstelik yepyeni bir dil yakalamak çabasıyla yapıyor bunu da..

Naj, Hakan Şenocak'ın üçüncü öykü kitabı..1998 Sabahattin Ali Öykü Başarı Ödülü'nü kazanmıştı bu kitabıyla, Şenocak. Kurduğu öykü dünyasıyla ilgi çekiyor. Sözün anlamını imgelemlerle sırlayarak veriyor..Anlatısında fantastik gibi görünen her gerçekliğin uçlandığı noktalarda hayatın gizemli, aykırı gibi gözüken yanlarına yeni bir bakış getiriyor. Bu da, onun öyküsünü canlı/ritmik kılıyor. Yeniden yeniden okutuyor..Şenocak, başarılı bir öykü evreni kuruyor.. 



Özgen Ergin, üçüncü öykü kitabı Derin Sularda ile topluma hem içinden, hem de dışından bakıyor. Yaşadığı göçmenlik kimliğinin onu uçlandırdığı konumların gözlemlerini ustalıkla aktarıyor. Ergin, bununla yetinmeyerek, hayatın farklı kesimlerine, yer/mekan duygusunu önceleyerek, yaşanan ilişkilerin gün'ü, an'a yansılarına bakıyor..Yansıtıcı bilincin aralıklarından sızan ışıklarda gösterdikleriyle başarılı bir öykü evreni kurduğunu gözlüyoruz.

Faruk Ulay, Amber'de öykücülüğümüzün coğrafyasını zenginleştiren bir birikimi sunuyor; Ahmet Ümit ise, Agatha'nın Anahtarı ile bu açılımı daha farklı bir kıyıya ulaştırıyor. Öyküde pek rastlamadığımız 'polisiyeöykü'ler yazıyor..Ümit, topluma, insanımıza bu mercekten bakmayı yeğliyor.. Bir Bulut Ayağıma Dolandı,Sevgi Özel'in beşinci öykü kitabı. Özel'in, öyküdeki kıvrak anlatımı, yalın bakışı ilk göze ilişen yanıdır. Burada da bu bakışını temellendirdiği konuler/izlekler, onun, artık giderek genişleyen bir öykü damarı yakaldığını gösteriyor bize. İnsana, hayata, insan ilişkilerini bakışındaki ironinin ise iyice damıtılarak verildiğini söylemeliyim. Yaşama yeni bir soluk, yeni renk katıyor , Özel.

Faruk Duman, ikinci kitabı Av Dönüşleri'de topluma, insana bakışını yalın biçimde yansıtıyor. Anlatımındaki özgün yan ise, onun anlattıklarını ışıtıyor adeta..Söyleyecek sözü, yazacak çok şeyi olan bir öykücü, Duman.

İlk kitaplara gelince; Piraye Şengel, Masumiyeti Özlemiştim'le masumiyet çağının öykülerini yazıyor; Reha Mağden, Yazgıların Tableti'nde bireyin sanrılarını, arayışının sürüklediği kıyıdaki sorgulayıcılığının yansılarını anlatmayı yeğliyor. Semra Aktunç, Başkalarının Fotoğrafı'nda usta işi öykülerle çıkıyor karşımıza. Duruş yerimizi anımsatan, unuttuklarımıza, örttüklerimize dönüp bakmayı anamsatan öyküler yazıyor..Mevsimlerle geler renkler, ait olduğumuz yerin anlamı onun öykülerinde duyarlı biçimde yer ediyor.

1) Hikaye, Halit Ziya Uşaklıgil, Hazırlayan: Nur Gürani Arslan, 1998, Yapı Kredi Yay., 151 s.

2) Agy, s.21

3) Agy. S.27

Feridun Andaç

kültür güncesi
 
Reklam
 
gündelik yaşamın kent güncesi
 
Hayat bir sahnedir
Sanat hayatın başka bir yorumudur.İnsanın insanı insanca kavradığı bir dünya sunar önümüze..
 
yeni dönemde daha zengin bir içerikle sitemiz güncellenecektir. Sitemizde sizlerin de yazılarının yer alması için yenibirsehir@hotmail.com adresine yazılarınızı bekliyoruz.
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (24 klik) burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=